Eğitimin Güzel Riski — Gert J. J. BIesta

mountaineer, climb, rock climber, mountain climber, silhouettes, landscape, mountaineering, climber, mountain sport, secure, rocks, rock climbing, rope, extreme sports, steep, climbing rope, sport, nature, leisure, abseil, rappelling, descent, adventure, sky, backlighting

Gert Biesta’nın The Beautiful Risk of Education adlı eseri eğitim hakkında bildiklerimizi, alıştığımız kavramları ve kurduğumuz sistemleri sorgulatıyor. Üstelik bunu sert bir polemikle değil, derin bir felsefi soğukkanlılıkla yapıyor.

“Eğitimi Öğrenmeye İndirgeyemezsiniz”

Biesta’nın kitabına girişi sarsıcıdır: Eğitim bir makine değildir. Ve öyleymiş gibi davranmak, eğitimi yok eder.

Günümüzde eğitim politikaları giderek daha fazla “güvenli,” “öngörülebilir” ve “ölçülebilir” olmaya zorlanıyor. Riskler minimize ediliyor, çıktılar sayısallaştırılıyor, başarı puanlarla ifade ediliyor. Biesta ise tam tersini söylüyor: Riskin eğitimden çıkarılması, eğitimin kendisinin de ortadan kalkması demektir.

Yazar, son yıllarda eğitim dilinin “öğrenme” kavramına hapsolmasını da eleştiriyor. “Öğrenciler” yerine “öğrenenler,” “öğretmenler” yerine “kolaylaştırıcılar” denmesi masum bir kelime oyunu değil. Bu dönüşüm, eğitimin üç temel amacını — vasıflandırma, sosyalleşme ve özneleşme — unutturarak onu salt bireysel bir sürece indirgiyor.

Eğitim hukuku açısından bu tespite şunu eklemek gerekir: Müfredat düzenlemelerinde “öğrenme çıktıları” üzerinden kurulan hukuki denetim, eğitimi bir “hizmet teslimatı” gibi kurgulamaktadır. Bu yaklaşım öğretmenin pedagojik özerkliğini zedeler; onu sorumluluk sahibi bir mesleki olmaktan çıkarıp yalnızca verimlilikten sorumlu bir teknisyene dönüştürür.

Öğretmenlik Bir Virtüözlüktür

Biesta, öğretmenliğin salt bilimsel kanıtlara ya da “ne işe yarar” mantığına indirgenemeyeceğini vurgulamaktadır. Ona göre öğretmenlik, Aristoteles’in phronesis kavramıyla karşılık bulabilecek bir pratik bilgeliktir. Öğretmen, sınıfın her anında değişen koşullar altında neyin eğitimsel olarak değerli olduğuna dair anlık kararlar vermek zorundadır. Bu kararlar ne bir algoritmaya ne de bir çıktı listesine bırakılabilir.

Bugün PISA ve benzeri ölçüm sistemlerinin yarattığı “veri odaklı yönetim” baskısı, öğretmenin mesleki kanaat yetkisini fiilen kısıtlamaktadır. Eğitim hukuku bu baskıyı çoğu zaman görünmez kılmakta, yasal çerçeve sanki yalnızca ölçülebilir çıktılarla ilgileniyormuş gibi kurgulanmaktadır.

Eşitlik Bir Hedef Değil, Bir Başlangıç Noktasıdır

Kitabın en ilham verici bölümlerinden biri eşitlik meselesine yaklaşımıdır. Geleneksel eğitim anlayışı, eşitliği gelecekte ulaşılacak bir hedef olarak görür. Biesta ise, Fransız düşünür Jacques Rancière’e dayanarak, eşitliğin eğitimin başında bir varsayım olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Emansipasyon — yani özgürleşme — bir uzmanın öğrenciye dünyayı açıklaması değil, öğrencinin kendi zekasını kullanma cesaretini göstermesidir.

Eğitim hukukunda “eğitim hakkı” genellikle bir sisteme erişim hakkı olarak tanımlanır. Ancak Biesta’nın perspektifinden bu hak çok daha derinde yatar: Bireyin bir “özne” olarak dünyada yer alma hakkıdır. Bu okuma, öğrenciyi sistemin pasif bir alıcısından sorumluluk sahibi bir aktöre dönüştürür.

Yaşam Boyu Öğrenme mi, Yaşam Boyu Ödev mi?

Kitabın en rahatsız edici tespitlerinden biri de şudur: Yaşam boyu öğrenme, bir haktan bir ödeve dönüşmüştür. Küresel piyasaya uyum sağlamak için bireylerin sürekli “öğrenmeye” zorlanması, öğrenmeyi neredeyse biyolojik bir zorunluluk gibi sunarak üzerimizdeki siyasi baskıyı görünmez kılmaktadır.

Eğitim hukuku açısından bu dönüşüm son derece önemlidir. Devletin vatandaşa karşı ödevi olan eğitim sağlama yükümlülüğü, yavaş yavaş vatandaşın sisteme karşı ödevi olan “kendini sürekli güncelleme” zorunluluğuna evrilmektedir. Biesta bu tersine çevirmeye direnmeyi ve eğitimin politik özünü yeniden kazanmayı öneriyor.

Son Söz

Biesta’nın kitabı, teknoloji destekli, her adımı ölçülen eğitim sistemlerinin tam da hâkim olmaya başladığı bir dönemde yayımlanmıştır. Bu sistemler belki “çıktı” üretebilir. Ama Biesta’nın sorduğu soru daha derin: Bu süreçte aslında eğitimi kaybediyor olabilir miyiz?

Eğitim hukuku, yalnızca binaların güvenliğini ya da sınavların adilliğini değil, öğretmenin bu “güzel riski” alabilmesi için gereken profesyonel alanı da korumak zorundadır.

Bu kitap; eğitimciler, politika yapıcılar ve hukukçular için verilerin ve standartların ötesinde, insan olmanın ve bir arada yaşamanın ne anlama geldiğine dair derin bir sorgulama içermektedir.

Künye: Biesta, G. J. J. (2013). The Beautiful Risk of Education. Routledge.

Scroll to Top